Evimin koridorundaki uzun halıda yürüyorum, bir ileri, bir geri. Tıpkı zihnimde oluşturduğum, duvarları tutamadığım sözlerden, söylediğim yalanlardan ve haybeden attığım dürüstlük mavralarından oluşan hapisanemin, soğuk, karanlık avlusunda yürüdüğüm gibi.

Saat sabahın altısı. İki saat önce, verdiğim sözlerin hiç birini tutamayacak olduğumu içten içe bildiğim halde, fakat tırmalamaktan başka çarem olmadığını düşünerek uyandım. Geçen zamanda tamamladığım iş her ne kadar bende hayranlık uyandırsa da, yekünde tuttuğu yer o kadar küçük ki, keyfine varmak şöyle dursun, kendimi her defasında nasıl bu duruma soktuğuma şaşmaktan ağlayacak oluyorum. Sevdiğim iş, bana acı çektiren şeyler bütününün bir parçasına dönüşüyor.

Sonra ölüm geliyor aklıma. Hayattan vazgeçmek değil de, ölüm gerçeği.. ve hastalıklar, sakatlıklar, özürler. Eğer öyle doğsaydım ya da sonradan öyle olsaydım şu an yaşadığım sıkıntıları lütuf sayacağım bir dünya hal. Şimdi de öyle düşünemez miyim? Düşünebilirim elbet, düşündüm de fakat bu farkındalığı sürdürüp hayatıma ona göre yön verebilir miyim? Daha önce yapamadım. Kararlar aldım fakat uygulayamadım. Şimdiyi geçmişten farklı kılacak, bu kez taşı gediğine oturtacak olan şey nedir? Ne olabilir? Hangi kararı almalı ve onu uyguladığımdan nasıl emin olmalıyım?

On yıldır yerimde sayıyorum sanki. Göz açıp kapayana kadar geçen, mutlulukları puslu ama mutsuzlukları 4k çözünürlükte hatırlanan koskoca bir on yıl.

Otuz beş yaşındayım. Dört yıllık evliyim. Kirada oturuyorum. Aracım ve herhangi bir birikimim yok. Aksine bir dünya borcum var ve bir türlü bitiremiyorum; biri bitse, öbürü patlak veriyor. Bu nedenle mümkün olan her işe evet diyorum ama bir kaç gün kendimi veremesem arkası geliyor ve hepsinde çuvallıyorum. Zamanımı yetiremiyorum. Neyi nasıl yapmalıyım? Bilmiyorum.

Çok yoruldum. Bahaneler üretmekten, yalan söylemekten, kendimden tiksinmekten yoruldum. Feraha çıkacağım zamanı beklemekten yoruldum. Sakin, huzurlu bir hayatı özlemekten yoruldum. Hayallerimi arkamda bırakmaktan yoruldum.

Ben kimim?

Bu soruya hayalperest demek gelir içimden. Çocukken rüyamda uçan bir bisiklet icat etmiştim. İlk bisikletimi üniversite bittikten sonra kuş kadar maaşımın bir kısmını biriktirerek alabildim ama tedirginliğimi atamadığımdan sadece birkaç hafta kullanabildim. Bisikleti vücudunun bir parçası gibi kullanan küçük çocuklara hep özenerek bakarım. İlk gençliğimden bu yana hep büyük, gerçekleşmesi zor hayallerim oldu. Tam manasıyla dünyayı kurtarmak istiyorum; tüm insanları refaha kavuşturmak. O zaman hem kendileri için hem de aileleri için ayıracak zamanları olur. Okuyacak, öğrenecek farkındalıkları, gezecek, dinlenecek zamanları olur.

Ben kimim?

İlber Ortaylı’nın bahsettiği, işi düzgün yapan ama zamanında yapmayan tehlikeli sınıfta yer alan biriyim. Çalıştığım insanlar bunu bana hep söylediler. Serhat Bey, terzi yakıştırmasında bulunmuştu. Demişti ki; “Dünyanın en güzel ceketini de diksen, sahibi ihtiyacı olduğunda giyemezse, onun için hiç bir kıymeti kalmaz.”. Hatırlıyorum da, o zaman tam zamanlı çalışıyordum ama ek iş de alıyordum. Ek iş almadığım zamanlarda da işi yetiştiremediğim oluyordu. O zaman da Ar-Ge’ye zaman ayırmış oluyordum. Genel olarak zaman kaygısı gütmeden, rahat çalışma eğilimindeyim. Üzerinden altı yıl geçmiş, ben hala işleri zamanında yetiştiremiyorum.

Peki;

İşleri neden yetiştiremiyorum? (#1)

Aynı anda birden fazla iş aldığım için. Zaman kaygısı gütmeden çalışmak istediğim için. Yavaş olduğum için.

Neden aynı anda birden fazla iş alıyorum? (#2)

Borçlu olduğum için.

Neden borçluyum? (#3)

Plansız harcadığım için. Banka faizi ödediğim için. Vergilerimi zamanında öde(ye)mediğim için.

Neden plansız harcıyorum? (#4)

Bilmiyorum. Aileden aldığım ya da çocukluktan getirdiğim bir şey mi acaba? İnsan neden plansız harcar? Acaba sorumun cevabı bu mu? Plansız harcamayı bırakırsam, zaman sorunum çözülür mü?

Yardım almadan yapabilir miyim, bilmiyorum ama denemeye değer.


Bu yazıyı okuduysanız, muhtemelen, hayal kırıklığına uğrattığım müşterilerimden ya da arkadaşlarımdan birisiniz demektir. Sizden bir ricam var. Öncesinde hazırladığım bir buçuk haftalık takvime göz atmanızı rica ediyorum (açtıktan sonra sağ üstten haftalık görünüme geçmeniz, ayrılan zamanları daha net görmeniz için faydalı olacaktır):

Ömür Yanıkoğlu / İş Takvimi

Bu takvime reboot.com.tr’nin altındaki menüden de her zaman ulaşabilirsiniz. Bundan sonra bu takvimde yer yoksa, ilgili tarih için kimseye söz vermeyeceğim.

Sizden ricam şu: ben elimdeki tüm işleri bitirene kadar bana yeni iş göndermeyin, mevcut işlerle alakalı geri dönüş istemeyin. Bu durum takivimden de göreceğiniz gibi 1 Mart Pazar günü sona erecek.

Ben artık borçsuz, yalansız, sakin ve huzurlu bir hayat sürmek istiyorum. Tabii ki yalanlarımın suçlusu sizler değilsiniz. Siz bana mümkün olan her kolaylığı sağladığınız, fazlasıyla anlayış gösterdiniz. Bense her koşulda, istemesem de, bunu suistimal ettim. Yukarıda saydıklarımın hiç biri yaptıklarıma mazeret olamaz. Şimdiki aklım olsa, tüm işlere ‘hayır’ deyip iflas etmeyi tercih ederdim.

Ne yazık ki sağlıklı bir hal içinde değilim. İçinde bulunduğum koşullar bu durumu daha da zorlaştırıyor. Bu koşulları iyileştirmek ve kendimle barışmak için son bir anlayış rica ediyorum sizden.

Önümüzdeki ayla birlikte temiz bir sayfa açmış olacağız. Bundan sonra benden kaynaklı bir gecikme yaşamayacaksınız.

Anlayışınız ve yardımlarınız için çok teşekkür ederim.

Ömür Yanıkoğlu
Şubat 2020, Eskişehir