Menü Kapat

Hayat bir alem :)

Ömür Yanıkoğlu'nun kişisel bloğu…

Bülbülü Öldürmek

Kahramanım, Atticus Finch!
Örnek bir baba ve örnek bir insan.

Şans eseri karşıma çıkan, babamdan iki yaş küçük bir film izledim bu akşam: To Kill a Mockingbird (Bülbülü Öldürmek).

Bugüne kadar izlediğim en iyi filmlerden biri oldu. Hikaye ve oyunculuklar öyle içine aldı ki beni, iki saat nasıl geçti anlamadım.

Atticus, hayatımın kalanında örnek alacağım biri olarak anılarımda kalıcı bir yer edindi.

Harper Lee’nin aynı isimli romanından uyarlanan bu güzel filmi mutlaka izlemenizi tavsiye ediyorum.

Şunu düşünüyorum şimdi; günümüzde en küçük çıkarı için onlarca, belki de binlerce bülbülü öldüren sayısız cani var. Asırlar önce de vardı, bugün de var.. belli ki yarın da olacak. Biz, çocuklarımıza bülbülü öldürmemeleri gerektiğini yaşayarak öğreten ebeveynler olalım.

Responsive Bootstrap Tabs

Geçtiğimiz günlerde geniş bir tab yapı kullanmam gerekti. Tablı yapıları responsive kodlarken genellikle tabları gizleyip, onun yerine bir select elemanı koymayı tercih ederim ve select elemanının ‘change’ olayı tetiklendiğinde ilgili taba Javascript yardımıyla tıklarım. Açıkçası kullanışlı olduğunu da düşünüyorum. Fakat bu kez aklıma farklı bir kullanım şekli geldi ve nasıl olacağını merak edip üzerinde biraz çalıştım.

Aşağıdaki görsel nasıl bir şey yapmayı planladığımı açıklıyor:

step-1

Sağdaki ve soldaki oklar aslında birer tab. Biraz CSS tanımlamasıyla içindeki metinleri gizliyoruz ve :after elemanlarının da birer ok gibi görünmesini sağlıyoruz. Bunun sıkıntılı bir yanı var: Eğer tablarımızın içinde dropdown kullanırsak, sağdaki ve soldaki okların aşağıyı göstermesini sağlamamız gerekecek. Bu durumda ilk tıklamada dropdown menümüz açılacak ve biz açılan alt tablardan birini görüntüledikten sonra (eğer varsa) diğer  taba geçebileceğiz. Çok şık bir çözüm değil ama tablarımızı bu şekilde kullanmak istiyorsak şimdilik başka çaremiz yok gibi görünüyor.

Standart tab yapısında bazı küçük değişiklikler yapmamız gerekiyor.

<ul class="nav nav-tabs nav-tabs-responsive">
    <li class="active">
        <a href="#tab1" data-toggle="tab">
            <span class="text">Tab 1</span>
        </a>
    </li>
    <li class="next">
        <a href="#tab2" data-toggle="tab">
            <span class="text">Tab 2</span>
        </a>
    </li>
    <li>
        <a href="#tab3" data-toggle="tab">
            <span class="text">Tab 3</span>
        </a>
    </li>
    ...
</ul>

Fark edeceğiniz üzere dikkat çekmek istediğim üç nokta var:

  1. İstediğimizde tabları olduğu gibi kullanabilmemiz için, yeni bir sınıf tanımlıyoruz.
    Gerektiğinde bu küçük eklemeleri yapıp, responsive tabımızı kullanabileceğiz. Eğer bazı tablarda bu responsive yaklaşımı uygulamak istemiyorsak, standart yapıyla devam edebiliriz.
  2. Tab başlıklarını ‘text’ sınıfını verdiğimiz span elemanlarının içine yazıyoruz.
    Bu sayede telefon genişliğine geldiğimizde metinleri kolayca gizliyoruz.
  3. İkinci tabımıza ‘next’ sınıfını veriyoruz.
    Aslında bu sınıfı sayfa yüklendiğinde Javascript ile verebilirdik fakat bu durumda scriptler yüklenip, çalıştırılana kadar sağ okumuz görüntülenmeyecekti. Bunun önüne geçmek için her zaman ilk markupu, nasıl olması gerekiyorsa öyle oluşturmalıyız.

Bunları yaptıktan sonra sıra CSS ve Javascript yazmaya geliyor. Bunları detaylı açıklamayacağım. Benim yazdığım kodları doğrudan kullanabilirsiniz. Eğer tabların tasarımını değiştirdiyseniz, ‘.nav-tabs-primary’ için yazılan stilleri de güncellemeniz gerekecektir.

Bitmiş uygulamayı aşağıda görebilirsiniz. Ayrı bir pencerede görüntülemek için tıklayınız.

 

See the Pen Reponsive Bootstrap Tabs by Ömür Yanıkoğlu (@hayatbiralem) on CodePen.

Umarım hoşunuza gitmiştir ;)

Kıza kur yapma!

Evet, yine beni yakalayan hoş bir replik buldum: Kıza kur yapma!

Dün yatmadan önce dayanamayıp “Acaba güzel bir film daha bulabilir miyim?” dedim ve komedi kategorisini biraz kurcaladım. Buldum da: The Grand Budapest Hotel.

Film basit bir hikayeyi çok hoş bir dille anlatıyor. Mösyö Gustave’nin yeni öğrencisi Sıfır’ın Agatha’ya olan sevgisi çok hoşuma gitti. Bu yazıya başlığını veren replik de ona ait.

Enteresan ve samimi bir filmdi. İzlediğim için oldukça memnunum :)

Damián Szifron’dan “Vahşi Hikayeler”

Naruto Shippuden’i takip ettiğimden bir süredir film izlemeye fırsat bulamıyordum. Dün akşam Özgür’le yemek yerken bir film açalım dedik ve komedi kategorisindeki Relatos Salvajes isimli filmi açtık. Türkçe’ye Asabiyim Ben olarak çevrilen film, 2014 Arjantin yapımı. Ama doğru isim “Vahşi Hikayeler” olmalıydı.

Jenerikten itibaren eksilmeyen bir dikkat, merak ve keyifle izledik filmi. Güldük, helal olsun dedik, hem oyunculara hem de yazıp yöneten Damián Szifron’a kocaman birer aferin verdik.

Film, altı küçük hikayeden oluşuyor ve her biri kendi içinde oldukça başarılı. Filmle ilgili başarılı bulduğum bir yorumu sizinle paylaşmak istiyorum, şimdi sinemalar.com’da okudum:

asetilkolin07 – 2 ay önce

Öncelikle orijinal isminin türkçe çevirisi “Vahşi Hikayeler” ama vizyona Asabiyim Ben ismiyle giriyor. Bizimkilerin, sanatçılara sahne ismi verir gibi sinema filmlerini tuhaf isimler altında piyasaya sürmeleri sinir bozucu.

Filmdeki hikayeler asabiyet üzerine değil “haksızlığa direnme” üzerine kurulu ve her bir hikaye uzun metraj olarak çekilebilecek nitelikte. Maalesef ki film 122 dakika ile son buldu. 122 dakika daha sürse gözümü kırpmadan izlerdim. Filmi izledikten sonra başa dönüp, başlangıçtaki jeneriği tekrar izlerseniz aslında hikayelerin mantığının bu jenerikte gizli olduğunun farkına varacaksınız. Bu yönüyle bile izleyicisine bir mesaj veriyor. Bu hikayeler kurtlarla kuzuların, zenginle fakirin, fillerle çimenlerin hikayesi. Her hikayenin bir “derdi” var ve derdini çok güzel anlatmış her biri.

Mutlaka izlenmesini tavsiye ederim. Filmin tek eksi yönü, hikayelerin arasında kurgusal bir bağlantı olmaması. Hikayeler birbirinden bağımsız fakat verdikleri mesaj aynı.

9/10

Bence hikayelerin arasında kurgusal bir bağ olmaması eksik bir yön değil, yazarın yaklaşımı ve oldukça da başarılı. Hatta şunu söylemek mümkün: Bu filmi izlemek, bir hikaye kitabı okumak gibiydi; farklı küçük hikayelerden oluşan, etkiletici bir kitap.

Keyifli izlemeler diyeceğim; bu güzel yorumların ardından herhalde filme bir şans tanırsınız :)

Kuzum bu türküyü pek seviyor :)

Yazımı Kışa Çevirdin

Yazımı Kışa Çevirdin
Karlar Yağdı Başa Leyla’m
Viran Oldu Evim Yurdum
Ne Söylesem Boşa Leyla’m

Her An Gözümde Perdesin
Nere Baksam Sen Ordasın
Mevlâ’m Ayrılık Vermesin
Göğde Uçan Kuşa Leylâ’m

Yarden Ayrı Kalmak Ölüm
Söyle Ne Olacak Halım
Böyle Kader Böyle Zulum
Gelir Garip Başa Leyla’m

Çeşitleme: Neşet Ertaş

Bu türkünün orjinal hali Aşık Kerem’e aitmiş ve sözleri şu şekildeymiş *:

Yazımı Kışa Çevirdin
Bak Gözümde Yaşa Leyla’m
Mevlâ’m Ayrılık Vermesin
Gökde Uçan Kuşa Leylâ’m

Aşkınla Yaktın Sinemi
Aldın Gittin Benden Beni
Viran Eyledin Hanemi
Vurdun Taştan Taşa Leylâ’m

Aşık Kerem

İki versiyonu da, maşallah, pek içli, pek güzel :)

Sağolsun, Koray Avcı’da bir güzel yorumlamış ki, dinlemeye doyamadı kuzum ;)


Kaynak: http://www.turkuler.com/sozler/turku_yazimi_kisa_cevirdin.html

İhsan yalan söylemez!

“Altı yaşındayım, ama ailenin önemli bir bireyiyim. Koyun güderim, yani koyunlar bana emanet. Bir gün annem aradığı bir şeyi evde bulamayınca, oğlum sen mi aldın, diye sordu. Anne ben almadım, dedim. Annem yine aradı bulamadı, oğlum emin misin, diye yine sordu. Yine, anne ben almadım, dedim. Aramaya devam eden annem, oğlum almadığına emin misin, diye yeniden sorunca kızarak sesimi yükseltip, anne ben almadım, dedim. O sırada babam yanımızdan geçiyormuş, ki babamdan çok çekinirim, ne oluyor, diye anneme sordu. Annem dedi ki, aradığımı bulamıyorum, İhsan’a soruyorum, O da ben almadım, diyor. Babam bana döndü, gözümün içine bakarak, sen mi aldın oğlum, dedi. Ben almadım baba, dedim. Babam yürümeye devam ederken anneme, İhsan yalan söylemez, dedi ve çıktı gitti.”

Yakup Bey, bir an durdu. Sonra anlattığı anıyı yorumlamaya başladı.

“O an, İhsan için çok önemliydi. Babasının tanıklığı İhsan’da belli değerlerin pekişmesini sağlamıştı: ‘Babam bana güveniyor, babam bana inanıyor, ben yalan söylemem.’ Ve İhsan bu değerleri yetişkinliğine taşıdı. Bunu bana şöyle ifade etmişti: ‘Biliyor musunuz, aklımdan yalan söylemek geçse, mezarında babamın kemikleri sızlar diye düşünürüm ve yalan söyleyemem. Babam bana güvendi. Onu hayal kırıklığına uğratmak istemem. Babamı hayal kırıklığına uğratmak beni çok üzer. Şimdi artık babamı hayal kırıklığına uğratmanın ötesinde kendi varoluşuma yakıştıramam. Babam tanıklığıyla bana güvenilir bir insan olmanın değerini gösterdi, onun tanıklık yaptığı bu değer artık benim kendi değerim.'”

Doğan Cüceloğlu, Gerçek Özgürlük, Remzi Kitabevi, İstanbul

Yukarıdaki metnin ilk paragrafını okurken, farkında olmadan gözlerim doldu ve daha bitiremeden hıçkırıklarıma mani olamadan ağlamaya başladım. Yanımdaki koltukta bir bey, onun yanındakinde de 10-12 yaşlarında bir çocuk vardı. Utandım, kendimi tutmaya çalıştım ama olmadı, yapamadım. Kendimi tutmaya çalıştıkça daha da fena oldum. Sonunda koyverdim, gitti.

Ben ailemi çok seviyorum. Annemi, babamı, kardeşlerimi. Kısıtlı imkanlar içinde, acı/tatlı ve anlamlı bir çocukluk geçirdim. Fakat çocukluk anılarımda babamın yeri ayrıdır. Ona kendimi hiç bir zaman kabul ettiremedim. Ama bu sadece bana has bir durum değildi, onun fıtratı böyleydi. Gerçeği reddeder, başarıyı küçümser ve “Sen daha ne yaptın ki? Bir şey yaptığını mı zannediyorsun? Daha hiç bir şey yapmadın ve ben söyleyeyim mi, yapamayacaksın da! Senden bi yol olmaz!” derdi. Cümleler tam olarak bunlar değildi belki ama anlam itibarıyla benzer şeyler söylerdi. Amacı temizdi, biliyorum, sadece yanlış bir yöntem öğrenmişti ve işe yarayacağından emindi. Bu sözlerinin bizi daha iyisini yapmak için şevklendireceğine inanıyordu. Seven ama sevdiğini söylemeyen, okşamayan, değerli hissetttiremeyen babalardan, benim babam. Seni seviyorum baba, iyi niyetine inanıyorum ve hatalarını affediyorum. Biliyorum bağışlanma beklemiyorsun, çünkü tutumunun yanlış olduğunun farkında değilsin ama bir gün farkına varırsan bil diye söylüyorum, kızgın değilim sana.

Ama çok kırgınım baba.. çok kırgınım. Gerçeği söylediğimi bile bile bana -defalarca- yalancı dediğin için, bana inanmadığını, hayallerime inanmadığını, değerlerime inanmadığını her fırsatta söylediğin için o kadar kırgınım ki, bugün, en sevdiğim insanın azıcık bile olsa bana güvenmediğini hissetsem, aşırı tepki gösteriyorum ve farkında bile olmadan üzmekten en çok korktuğum kişiyi, Işığımı üzüyorum, bizi üzüyorum. Bugün gözyaşlarım söyledi bana bunu, dedi ki: “Sen dolusun çocuk.. içindeki hüznü kusamadın daha.. henüz iyileştiremedin kendini.. hatayı başkalarında aramaktan vazgeç artık.. aç da bak içine.”

Şu an bu yazıyı okumakta olan insan, ne var biliyor musun? Öğrenecek, keşfedecek çok şey var! Bunların en önemlisi hangisi biliyor musun, ve ulaşması en zor olanı? ‘Sen’sin! Benim açımdan bakacak olursak ‘Ben’im. ‘Biz’ keşfedilmeyi bekliyoruz. Çoğumuzun varlığından bile haberdar olmadığı ‘gerçek biz’ içimize hapsedildi. Soru sormayan, sorulara verilecek hazır cevaplarla donatılmış, üretmeyen, tüketen ve içinde bulunduğu ortamın kurallarına göre, programlandığı gibi hareket eden bir robotun içine hapsedildik. Biz şimdi böyleyiz. Ebeveynlerimiz de geçmişte kendilerinden öncekiler tarafından bu hale getirilmişlerdi. Biz de kendi neslimizi mi bir robotun içine hapsedeceğiz? ‘Biz’ bunu istemeyiz ama içine hapsedildiğimiz robotun varoluş gayesi bu. Eğer özümüze ulaşamazsak, içine hapsedildiğimiz robotun kontrol panelini ele geçiremezsek, kendi hayatımızın içinde kendimiz olarak varolamazsak, bizden sonra gelenler de bizimle aynı kaderi paylaşacaklar. Onlara bu kaderi kendi ellerimizle, biz vereceğiz: İçlerindeki o, tüm güzelliklerin kaynağı olan özü alıp, zamanla, çabayla, zorla bir robotun içine yerleştireceğiz ve kendimiz olamadan bu dünyadan göçüp gideceğiz.

Doğan Cüceloğlu’nun Gerçek Özgürlük isimli kitabını okumalısınız. Bu sayede, içinde yaşadığımız robotu, içinde yaşadığımız robot toplumunu ve robotlar evcil olsaydı yaşayabileceğimiz ve yaşatabileceğimiz o muazzam hayatı biraz olsun görebilirsiniz.

Yolculuğumuz uzun, zorlu bir yolculuk olacak ve savaşımız da hiç bitmeyecek. Ama biliyorum ki her saniyesine değer. Yola çıkmaya hazır mısınız?

Yeni Yazılar
Eski Yazılar